Deprem kaygısı

Deprem kaygısı

Prof. Dr. Ayşe Bilge Selçuk

Deprem yoğun duygular yaşadığımız bir zaman. Deprem sonrasında yaşanan olağan korku ve kaygının azalarak mı artarak mı devam edeceğinde çevre etkili. Bu dönemde depremi yaşayan çocuk, ergen, yetişkin, her insanın psikolojik tepkilerinde bireysel farklılıklar görürüz.

Bu hem kişinin depremi yaşarken nerede ve kiminle birlikte olduğuna göre değişir, hem de mizacına, kişiliğine ve özgeçmişine, yani geçmişte sarsıcı deneyimler yaşamış olup olmamasına. Korku, kaygı hemen ortaya çıkıp zamanla hafifleyebileceği gibi, ilerleyen haftalar, hatta aylarda da bu tepkilerin ortaya çıkması doğaldır, beklenebilir. Çocuklarda kaygı ve korku kendini öfke şeklinde de gösterir. Çocukların kaygıyla ve kontrol edemedikleri korkunun sebep olduğu öfkeyle baş etmesi konusunda ebeveynlerin rolü önemli.

Depremden kaynaklanan korku ve kaygılar zaman içinde kendiliğinden önemli ölçüde hafifleyebilir. Ama bu, şu dönemde anne babanın nasıl bir tutum içinde olması gerektiğinin önemli olmadığı anlamına gelmez.

Çocuğun kaygı ile ne kadar iyi baş edeceği anne-babanın davranışlarından ve ev ortamından çokça etkilenir. Çocukların deprem konuşmasına, haberlerine, görüntülerine maruz kalmaları doğru değil. Bu bakımdan arkada televizyonun sürekli açık olması doğru değil. Ama çocuğa gerektiği kadar bilgi verilmesi de çocuğun kendini güvende hissetmesine, sakinleşmesine yardımcı olur.

Anne-babaların depremle ilgili konuşmaları sırasında konuşmalarının içeriğine ve duygusal tonuna dikkat etmeleri gerekir. Çocuk eve tekrar girme konusunda isteksiz ise çocuğun kendini güvende hissedecek şekilde rahatlatılmasında ve yavaş yavaş alıştırılmasında yarar var. Bunu yaparken ebeveyn duyarsız-umursamaz, sert, küçümseyici, yok sayıcı davranmamaya çok özen göstermeli. Bilakis çok şefkatli olmalı, çocukla konuşması sırasındaki ses tonu yumuşak olmalı. Fiziksel temas sakin tonlu güven veren konuşmalar rahatlatıcıdır.

Çocuğun deprem ilgili düşünce ve duygularına önem verilmeli, bu, çocuğa hissettirilmeli. Anne-baba çocuğun da kendileri gibi hissetmesini beklememeli. Çocukları birbirleriyle karşılaştırmak da doğru değildir. Hiçbir çocuk, hiçbir insan birbirine benzemez. Diğer çocukları örnek göstererek “Bak, kardeşin senin kadar korkmuyor” demek, çocuğun yaşadığı duygulardan utanmasına, bastırıp gizlemesine sebep olur, ki bu daha büyük sorunlara sebebiyet verebilir. Bu dönemde en iyi iyileşme yolu paylaşmaktır, depremde ve depremle ilgili yaşananlara dair düşünceleri, duyguları… Anne-babanın kendisinin yaşadığı şeyleri paylaşması, çocuğun gerçekten korkulacak bir şey yaşadığı ve duygularının normal olduğu algısını destekler, çocuğu ifade konusunda rahatlatır. Ama burada anne-babanın aşırı kaygılı, kontrol edemedikleri şekilde korku duymaları durumunda çocuğun kaygısını artıracaklarını da söylemek lazım, duygular bulaşıcıdır. Dolayısıyla ifade ve paylaşmak önemli ama kontrolsüz şekilde değil. Çocuğun güvende hissetmesini en çok sağlayabilecek olan anne-babası ve bildiği, güvendiği diğer yakınları, yetişkinlerdir.

Bu dönemde çocuklar regresyon dediğimiz önceki dönemlere ait özellikleri gösterebilir. Mızmızlanma, yapışma, tuvalet eğitimini çoktan tamamladığı halde kontrol etmede güçlük, yalnız uyuyamama gibi… Anne-babanın bunun bir duygusal ihtiyaç olduğunu bilmesi, yapışık ve uzak olma dengesini koruyarak çocuğun duygusal ihtiyacına cevap verebilmesi gerekir. Belirli bir süre birlikte uyunabilir; çocuğun duygusal ihtiyaçlarına bakmak gerekiyor. Bu dönemde çocukların güven hislerinin desteklenmesi önemli. Anne babanın panikten uzak ne yaptığını bilen ama duyarlı ve şefkatli bir tavır içinde olması çocuğun güven hissini artırır. Bu dönem altı aydır devam eden salgın sırasında kaygının yüksek olduğu olağan dışı dönemde oldu. Psikolojik etkisi daha fazla olabilir. Ama yakınların desteği, şefkati ve güven vermesi ile kendiliğinden hafifleyecektir, en azından şikâyetlerin önemli bölümü için bu söylenebilir.

Enkaz altından çıkan her yavru duygularımızı daha da yoğunlaştırıyor. O duygu seli ile diğerini düşünmeyi elden bıraktığımız oluyor. Ama bunlar o çocuklar ve aileleri için çok zor ve özel anlar. Fotoğraflarının paylaşılmaması gerekir. Ama burada elbette paylaşan sıradan insandan önce medya etiği konusu gündeme geliyor. Bir psikolog olarak medya etiğine hâkim değilim ama medya mensuplarının hem afet bölgesine, kurtarma çalışmalarının yapıldığı alana, hem de hastanelere alınması, alınırken mahrem ve hassas olana dair bilgilendirilmesi ve sınırların belirlenmesi gerekmez mi?

*Koç Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

eryaman escort